Artist: Maryam Jafri (Copenhagen / Denmark)
Presented work: „untitled” (2008)
Text by Mikkel Bolt
[DE]
[EN]
[TR]
[HR]
[SI]
[HU]
[CZ]
Danimarka’daki siyasal sistem, Kasım 2001’deki seçimlerden sonra demokrasi, ırkçılık ve şovenizmden oluşan, milli demokratik özgünlük totaliterciliği diye adlandırabileceğimiz bir karışıma dönüşmüştür. Yabancılara karşı nefreti de içeren Danimarka’daki bu milliyetçilik ideolojisi, Anders Fogh Rasmussen’in sağ görüşlü hükümeti tarafından son hızla öne sürüldü. Fogh Rasmussen başa geçtikten sonra, sol görüşlü kültürü ve Müslümanları topluma zararlı oldukları gerekçesiyle hedef alan, sözde ‘kültür savaşı’nı başlattı. Yabancılara karşı girişilen bu kampanya, Danimarka’nın Batı’daki en az yabancıya sahip ülkelerden biri olması, çok az göç alması, ve hatta 2001’den önce dahi son derece katı göçmen yasalarına sahip olmasından dolayı garip görünebilir. Ancak Danimarka’da siyaset özgünlük sorgulamasına indirgendiğinden, çok kültürlü bir toplum fikri bir tehdit haline gelmiştir. Küreselleşmeyle gelen değişime karşı siper alınmıştır.
Danimarka’da Müslüman göçmenlere karşı sürdürülen yabancı düşmanlığına, solculuk olarak görülebilecek herşeye karşı saldırı da eklendi. Hükümete ve Dansk Folkeparti’ye göre, Danimarka toplumunu çok kültürlü bir toplum haline getirmekle tehdit eden 1968’den kalma eski solcu fikirlerden ülkenin arıtılmaya ihtiyacı var. Yeni seçilen hükümetin getirdiği politikada başlıca unsurlardan biri de, ‘sosyal yardım reformları’ adı altında sosyal yardım sisteminde yapılan büyük kesintiler. Fakat bu kesintiler sosyal yardım sistemini koruma amaçlı, ileride meydana gelebilecek tehditlere karşı alınması zorunlu önlemler olarak sunuldu. Amaç, ileride meydana gelebilecek bir krizi önlemek. Bu ‘reform’ları eleştirme girişimleri, sorumsuzlukla suçlanarak gözardı edildi. Reformlar şarttı. Hükümet ve ekonomistleri söyleyeceklerini söylemişlerdir. Tüm siyasi tartışmalar, ekonomiyi öne sürerek reddedilmiştir.
Hükümet, 2001 yılından beri devlet televizyonu ve üniversiteler gibi kamu kuruluşları üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir baskı uygulayarak, bu kurumların hükümetin tehlikeli olarak algıladığı ’68 akımlarına karşı uzak durmalarını sağlamaya çalışmıştır. Devlet televizyonunun eski memurları, programları şekillendirmek veya etkilemek üzere yapılan aşırı derecedeki müdaheleleri bildirmişlerdir. Üniversite sisteminde ise, tüzel ideolojilerin Bildung (eğitim) ve özerklik gibi klasik kavramların yerini aldığı, bir değişim meydana gelmektedir. Okullara ve hastanelere ayrılan bütçede de kısıtlamaya gidilmektedir.
2008 yılının yazında ve sonbahar başlarında dünya büyük bir ekonomik ve jeopolitik dengesizlik içine girdi. Yatırım bankası Lehman Brothers’ın çökmesinden ve American Insurance Group’un kısmen devletleştirilmesinden sonra, popüler medya bile, A.B.D.’nin trilyonlarca dolarlık yanlış krediler, değersiz bilançolar, ve yapanların kendilerinin dahi anlam veremediği sorumsuz mali işletmecilikler yüzünden bir finansal çöküşe girdiğini ortaya koymuştur. Danimarka’da da belirmeye başlayan finansal krizle hükümetin nasıl başa çıkacağını göreceğiz, ama daha fazla kontrol ve ırkçılığa dayalı sosyal yardım kesintilerinin olacağı kesin.
Mikkel Bolt
1998 yılında, A.B.D.’de vadeli işlemler piyasasını düzenleyici bir devlet müessesesi olan Commodity Futures Trading Commission’ın Başkanı Brooksley Born, gitgide karmaşık bir hal alan finansal piyasaları düzenleyici kurum denetimine daha fazla alabilmek amacıyla birtakım adımlar önerdi. Amerikan Merkez Bankası’nın başkanı Alan Greenspan, Maliye Bakanı Robert Rubin ve daha sonra onun yerine geçen halefi Lawrence Summers, Born’a karşı çıktılar. Greenspan, Born’a neden bahsettiğini bilmediğini ve böyle devam ettiği takdirde bir krize neden olacağını söyledi. Greenspan, 2008 yılında meydana gelen finansal krizde ise kimsenin bunu önceden tahmin edemeyeceğini iddia etti. Summers’ın, “Kadınların matematik ve bilimde belki de erkeklerden genetik olarak daha kapasitesiz oldukları” yönündeki sözlerinden sonra çıkan tartışmaların ardından, Harvard Üniversitesi Rektörü görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Şu anda Obama için ekonomi danışmanı olarak çalışmakta. Citibank’in başında olan Rubin ise, bankanın neredeyse iflas etmiş olmasından dolayı A.B.D. hükümetinden borç almış durumda.